Eski Meslekler - Keçecilik ve Keçecilik Sanatı ve Hasırcılık Sanatı

Geleceğin En İyi Meslekleri Nelerdir?
Geleceğin En İyi Meslekleri Nelerdir?
Trend belirleyici ‘Trends Journal’ dergisi, en hızlı yaygınlaşan ve büyüyen işkollarını belirleyip, geleceğin en popüler 10 mesleğini seçti. Geleceğin en popüler meslekleri olarak belirlenen meslekler Deneyim Tasarımcısı, Tıbbi Araştırmalar Uzmanı, Web Tasarımcısı, İnternet Güvenliği Uzmanı, Şehir Planlayıcısı, Medya Promosyoncusu, Yetenek Avcılığı Uzmanı, Satın Alma Ajanları, Sanat Yönetmenleri ve Haber Analistleri.

Görüldüğü gibi bu mesleklerin pekçoğu İşkur’un meslekler listesinde resmi olarak tanımlanmamış. Fakat bu meslekler şu ya da bu şekilde Türkiye’de çeşitli meslek dallarında ders olarak okutulmakta ya da kurslarda bu meslekler edinilmekte. Bu meslekleri kısaca aşağıda açıklayalım.

Deneyim Tasarımcısı
Perakende sektöründe çalışan bu yetenekli kişiler özellikle mağazalara gelen müşterilerin etkilenmesi üzerine odaklanıyor. Bunun içine çekici duvar boyalarının kullanılması, pencerelerin doğru yerlere açılması giriyor. Mağazada belli bir atmosfer yaratılarak, satılmak istenen eşyanın müşteri gözünde çekici olması sağlanmaya çalışılıyor.

Tıbbi Araştırmalar
Tıp, senelerden beri en popüler meslekler listesinde ilk sıralarda… İnsan ömrü uzarken, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarla savaşmak için gerekli araştırmaları yapanlar ise, tıbbın en popüler isimleri.

Web Tasarımcısı
İnternet üzerinde kendine ait bir sitesi olmayan şirketler artık müşteriler tarafından yeterince ciddiye alınmıyor. O yüzden her şirketin, her organizasyonun kendine ait bir sitesi olması gerekiyor. Bu da web tasarımcılarının gittikçe daha büyük bir öneme sahip olmasını sağlıyor

İnternet Güvenliği
İnternet üzerinde kişisel bilgilerin çok rahat kullanılması yüzünden güvenlik programları, gelecekte bu işle uğraşanlara inanılmaz paralar kazandıracak.

Şehir Planlayıcısı
Nüfusun artması, şehirlerde hayatı zorlaştırıyor. Her türlü etkinliğin ve yerleşim bölgelerinin detaylı planlanmasını sağlamak zorlaşıyor. Bu yüzden dünya çapında birçok şehir yeniden planlanmaya ihtiyaç duyuyor.

Medya Promosyoncusu
Bu mesleği normal halkla ilişkilerle karıştırmamak lazım. Sadece dedikodu, kulaktan dolma bilgilerin yayılmasını sağlamaktan ibaret. Özellikle internet yeni çalışma alanları. Böylece bir ürün piyasaya çıkmadan bile genel tüketici tarafından tanınmış oluyor.

Yetenek Avcıları
Eğlence dünyasının ihtiyacı olan yeni yüzleri ortaya çıkarmak… Bu iş basit görünmesine rağmen birçok neslin eğlence kültürünün ve tüketim eğiliminin şekillenmesini de sağlıyor.

Satın Alma Ajanları
Özellikle büyük mağazaların nelere ihtiyacı olduğunu, hangi ürünlere raflarında yer vermesi gerektiğini, hangi ürünlerin yeterince müşteri bulamayacağını belirleyen kişiler…

Sanat Yönetmenleri
Işık, boya, kamera… Tüm bunları yönetebilen. Hem sanatçı bir kişilik hem de popüler kültüre eğilim gerektiriyor.

Haber Analistleri
İnternet muhabirler için yeni bir çalışma alanını da ortaya çıkardı. İnternet üzerinde yeni tartışma alanları, haber merkezleri kuruldu.

Bakırcı
BAKIRCI
TANIM

Bakır ve diğer hafif metalleri, çeşitli aletlerle şekillendiren, süsleyen, yıpranmış olanları onaran, delen ve parçaları perçin, matkap vb. ile birleştiren kişidir.

GÖREVLER

- Yapılacak eşyaya göre: bakırı seçer, işaretler ve keser,
- Kalıplama, bükme veya dövme gibi işlemlerle bakıra şekil verir,
- Vida yuvalarını zımba veya matkap ile deler,
- Çizim planına göre parçaları birleştirir,
- Pürüzlü yüzeyleri düzeltir,
- Eşyanın kalaylanması gerekiyorsa kalay yapar,
- Gerekli tamir işlerini yapar.

KULLANILAN ALET VE MALZEMELER

Kesme makinesi, bükme makinesi, kıvırma makinesi, parlatma makinesi, çekiçler ve tokmaklar, işleme takımları, vida, cıvata ve somunlar, metre, eğe, makas, el testeresi ve keskiler, matkap, zımba, kumpas.

MESLEĞİN GEREKTİRDİĞİ ÖZELLİKLER

Bakırcı olmak isteyen kimselerin,
- Bedence sağlam, özellikle el ve parmakları özürlü olmayan,
- Ellerini ustalıkla kullanabilen,
- Şekilleri zihinde canlandırabilen,
- Nesnelerle çalışmaktan hoşlanan,
- Dikkatli ve sabırlı kimseler olmaları gerekir.
Bu meslek, daha çok bağımsız çalışmaktan hoşlanan kimselere uygundur.

ÇALIŞMA ORTAMI VE KOŞULLARI

Bakırcı çalışmalarını genellikle küçük bir atölyede yürütür. Çalışma ortamı sıcak, kirli ve gürültülüdür. Kurşun metali buharına karşı dikkatli olunması gerekir. Kurşun zehirlenmesi olabilir. Çalışma süresi haftanın altı günü ve tam gündür. Bakırcı birinci derecede malzeme (bakır levha) ile ilgilidir. Çalışmalar boyunca işverenlerle, diğer çalışanlarla ve müşterilerle iletişim kurması gerekebilir.

ÇALIŞMA ALANLARI VE İŞ BULMA OLANAKLARI

- Bakırcılık mesleğinin eski önemi kalmadığı gibi giderek yok olan meslekler grubuna dahil olmaktadır. Bunun nedeni, üretilen malların kullanım alanlarının giderek daralması ve yerine başka maddelerin geçmesidir. Önceki devirlerde mutfakların vazgeçilmez kapkacakları olan bakırın yerini, krom, çelik, porselen, alüminyum, plastik ve cam eşya almaktadır. Bakır ve kalayın pahalı olması da bir başka olumsuz unsurdur.
- Günümüzde bakırcılık mesleği belli başlı merkezlerde yürütülmektedir. Yapılan iş ve üretilen mamullerin çoğu turistik eşya niteliğindedir. Meslek bu yönüyle varlığını sürdürmektedir.

MESLEK EĞİTİMİNİN VERİLDİĞİ YERLER

Yeterli sayıda müracaat olması durumunda tüm mesleki eğitim merkezlerinin metal levha işlemeciliği (bakır işlemeciliği) meslek dalı içinde eğitim verilmektedir.

MESLEK EĞİTİMİNE GİRİŞ KOŞULLARI

Çıraklık eğitimine başlayabilmek için;
- En az ilköğretim okulu mezunu olmak,
- 14 yaşını doldurmuş 19 yaşından gün almamış olmak, ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitimden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir.
- Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak,
- Eğitim görmek istediği meslekte bir işyeri sahibi ile çıraklık sözleşmesi imzalamak gereklidir.

EĞİTİMİN SÜRESİ VE İÇERİĞİ

Mesleğin eğitim süresi lise veya daha üst düzeyde genel eğitim görmüş olanlarda 1 yıl, ilköğretim mezunu olanlarda ise 2 yıldır.
Eğitim programı haftanın 1 günü teorik olarak mesleki eğitim merkezinde, diğer günler ise pratik olarak işyerlerinde gerçekleştirilmektedir.
Bu eğitim sırasında öğrenciler;
- Bakırcılık mesleğinde kullanılan takımları, tezgahları tanımayı,
- İşe göre malzemeyi seçerek usulüne göre kullanmayı,
- Bakırcılığı teşkil eden iş ve işlemleri teknik kurallarına uygun olarak ve istenen sürede yapmayı,
- Verilen talimat ve malzemeye göre kesici takım ve makineleri seçmeyi, bunların işe uygun ayarlarını yapmayı öğrenir, gerektiğinde bu ayarların değişmesine karar verip uygular,
- Resim ve projesine uygun olarak iş yapmak için gerekli olan uygulamaya ilişkin kuralları alır,
- Güvenli ve verimli çalışma alışkanlıkları kazanır,
- Kullanılan malzemeleri tanımayı ve bunların siparişi verilirken nasıl tanımlanacaklarını,
- Düzenli ve temiz olmayı, işyerinde takımları yerli yerinde bulundurmayı ve atölye temizliğine uymayı,
- Tezgah üzerinde takımları düzenli bulundurmayı,
- Ekonomik çalışma, yardımlaşma,işbirliği, ekip halinde çalışma, girişimci olma gibi davranışları edinmeyi,
- Teknolojik kurallara uymayı ve buradaki gelişmeleri mesleğinde uygulamayı öğrenirler.
Çıraklık eğitimini tamamlayanlara eğitim sonunda katıldıkları kalfalık sınavında başarılı olmaları durumunda “Kalfalık Belgesi” ve unvanı verilir.

MESLEKTE İLERLEME

- Meslekte usta ve usta öğretici unvanlarına yükselmek mümkündür. Mesleki eğitim merkezlerinden kalfa olarak mezun olanlar bir işyerinde çalışıp aynı zamanda teorik eğitimlerine de devam edebilirler. Bakırcı mesleğinde ustalık eğitimi çalışma süresi 2 yıldır.
- Ustalık belgesine sahip olanlar veya bunları işyerlerinde çalıştıranlar bağımsız işyeri açabilirler. Ayrıca, işyerinde çırak çalıştırması için de “Usta Öğretici” belgesine sahip çalışanın olması zorunludur.
- BENZER MESLEKLER: Tenekeci, Kazan yapıcısı, Sac işçisi, Alüminyum levhacısı.

BURS, KREDİ VE ÜCRET DURUMU

Meslek eğitimi boyunca mesleki eğitim merkezlerine devam eden öğrenciler, yaptıkları çıraklık sözleşmesi gereği en az asgari ücretin % 30′ u oranında aylık ücret almaktadırlar. Bu ücret haftalık ödenir.
Bakır ustası net asgari ücretin 1,5 - 2 katı ücret almaktadır. Bu ücret yörelere göre de değişmektedir. Ayrıca kişi kendine ait işyeri açarak bağımsız da çalışabilir. Bu durumda kazanç, alınan siparişe göre değişebilmektedir.

Koşumculuk
Koşumculuk
Koşum, bir koşum hayvaninin araba, kagni gibi araçlara ya da saban, pulluk gibi aletlere kosulmasini saglayan kayis takimidir. Koşumcu, cesitli koşum parçalarini yapan kimsedir.

Ilk koşum takimlarina M.O. 4 yy’da Mezopotamya’da rastlanmaktadir. Günlük hayatinda ve meydana getirdigi uygarliklarda atin büyük yeri olan Türkler koşum takimlarini Orta Asya’dan beri kullanmaktaydilar. Bugün koşumculuk, koşum hayvanlarinin önemini kaybetmesiyle birlikte kaybolmaya yüz tutan bir meslek haline gelmistir.

AFYON’DA KOŞUMCULUK: Afyon’un kökü çok eskilere dayanan el sanatlarından biridir. Atların arabaya koşulması için gerekli olan amut, paldım, dizgin, şeker, ok kayışı, sırım gibi deri ürünlerinin yapımı ile uğraşan bir el sanatı dalıdır. Afyon’daki koşumcular, kasaplardan aldıkları manda(camız) derilerini şapladıktan sonra, kayış haline getirmekte ve daha sonra koşum eşyalarını yapmaktadır. Koşumların üzerine dökümden yapılmış saçak ve püsküller süs için konulmaktadır. Koşumculuğa olan ilgi bugün yok denecek kadar azdır.

AKSARAY İLİMİZDE KOŞUMCULUK
İlimizde şu an iki temsilcisi kalmış bulunan (Ali TOKYAY ve Ömer ŞEN) el sanatlarından birisi de otomobil çağı öncesinin en popüler el sanatı olan koşumculuktur.

Taşımacılık için tamamen at arabalarının kulla¤nıldığı zamanlarda hayvanları arabaya bağlamak (koşmak) için koşum takımları yapılıyordu. Ko¤şumlar sadece bir ihtiyacı karşılayan eşya olmak¤tan öte zarif birer el sanatı ürünüydüler.
Koşum takımı şu parçalardan oluşuyordu: Atla¤rın başına takılan “başlık”, boynuna takılan ve esas yükü kavrayan “hamut”, sırtı birkaç yerden saran “paldum”, atın sırtının tam ortasını bir mik¤tar örten “belleme”, ağza takılan ve bir ucu da sü¤rücünün elinde olan “gem-dizgin-terbiye”, ayrıca hamuttan arabaya uzanan, arabayı çeken “yan kayışı”. Koşum takımında ağırlıklı olarak manda (ca¤mız) derisi, dikiş için yine deriden yapılan parça¤lar kullanılır, takımın kimi yerlerine metal parça¤lar yerleştirilir. Koşum takımını süslemek için de gök(mavi) ve kırmızı boncuklar kullanılıyor. Bon¤cuklar büyüklüğüne göre at boncuğu,dana bon¤cuğu, kuzu boneuğu şeklinde isimlendiriliyor. Boncuk aralarına “gongurdak” denen küçük ziller de yerleştirilebiliyor.
Ali Ustanın dükkanında koşum takımları yanı sıra atları ve diğer büyükbaş hayvanları bağlamak için “yular” lar da yapılıyor. Köpekler için kayış veya hıltar da bulunuyor.
Ali Usta, dükkanın takımlarla dolu olduğunu ve bunların daha çok köylüler tarafından satın alındığını, bu mesleğin gitgide kaybolacağını söy¤lüyor.
Geleneksel el sanatlarımızdan belki de en yay¤gını kadınlarımızın el sanatlarıdır. Dikiş-nakış, ka¤naviçe, iğne oyası yapma, çorap ve patik örme fa¤aliyetleri, hemen her kadınımızın yaptığı işlerden¤dir. Kadınlarımız evlerde, sohbetlerde, komşu gezmelerinde bu el işlerini hiç yanlarından ayır¤mazlar. Maharetli elleriyle çabuk çabuk işlerini yaparlarken bir yandan da oradaki sohbete katılır¤lardı.
Bu el sanatlarıyla ilgili zaman zaman Halk Eği¤tim Müdürlüğü açtığı kurslarla kadınlarımızı bi¤linçlendirmektedir.
Sözün burasında ilimize bağlı Gülağaç Kayma¤kamlığı Halk Eğitim Müdürlüğünün bir deneme halinde Demirci Kasabası’nda açtığı “sepet Örme” kursundan bahsetmek gerekir. Kamıştan sepet ör¤me işi, yöremizde belki de yaygınlaşarak hem el sanatı hem de gelir getiren bir iş kolu olacak gibi görünmektedir.

Hasırcılık Mesleği
Eski Meslekler: Hasırcılık

Hasır, kurumuş bitki sapları ve saz gövdelerinin birbirine geçirilmesiyle örülen, genellikle taban dösemesi bazen duvar ve tavan kaplamasi olarak kullanilan bir cins yaygidir. Hasirlar, yapildigi sazin incelik, kalinlik ve türüne göre Trablus hasiri, Misir hasiri, Kaba hasir vb.adlar alirdi. Boyanmis sazlarla hasirlara desenler yapilirdi.Osmanlilarda hasircilik, XVII.yy’dan baslayarak önemli zanaat kollarindan biri durumuna geldi. Istanbul’da Hasircilar Çarsisi adiyla çarsisi bile vardi.Günümüzde hasircilik sadece kirsal kesimde belli oranda devam etmektedir.

Hasır Alm. Strohmatte (f), Fr. Natt (f), İng. Rush mat; matting. Sazdan veya kabuk, yaprak gibi bitki kısımlarıyla örülmüş, taban döşemesi, duvar ve tavan kaplaması gibi çeşitli yerlerde kullanılan bir cins kilim.

Kurutulmuş veya kurumuş bitkilerin sap, kabuk veya yapraklarından yapıldığı gibi, saz gövdelerinden yahut rafyadan örülen türleri de vardır. Daha çok hasır otu adı verilen ve bataklıklarda yetişen bir sazdan örülür. Hasır otu, hasır kilim örmek maksadıyla kullanıldığı gibi çeşitli şekillerde örülerek çok değişik yerlerde de kullanılabilir. Genellikle alta serilmek üzere yapılan “kaba hasır” denilen bir hasır türü Anadolu’da çok yaygındır. Kalın sazlardan yapılan bu hasır, kır kahvelerinde, evlerde ve camilerde yaygı olarak kullanılır.

Hasır, eski Türk evlerinde çok kullanılan yaygılardandır. Türklerde taş veya toprak odaların tahta zemin üzerlerine hasır serilirdi. Hasırcılık 17. yüzyılda Osmanlılarda önemli sanat kollarından biri durumundaydı. Yapıldıkları sazların incelik ve kalınlık durumlarına göre Trablus hasırı, Mısır hasırı, kaba hasır gibi isimler alırdı. İstanbul’da ayrı bir Hasırcılar Çarşısı vardı.

Ayrıca, hindistancevizi elyafından veya abak denilen bir çeşit ottan yapılan hasır, denizcilikte halat olarak kullanılır.

Hyüzyıldan yapılan çanta, sofra örtüsü, zembil ve şişe koruyucuları günümüzde de kullanılmaktadır. Günümüzde hasırcılıkta bitki lifleri yerine suni elyaftan istifade edilmektedir. Koltuk, tabure, sandalye ve iskemlelerin oturulacak yerlerinde, sun’i elyaftan yapılan hasır örgüler kullanılmaktadır.

Hasır örgüsü, boydan boya gerilmiş ipler arasından ince sazlardan yapılmış her lif, ya bir alttan, bir üstten veya iki alttan bir üstten geçirilerek tezgahlarda örülür. Küçük eşyalar ve koltuk, sandalye için kullanılacak hasırlar elde örülür.

Hasır, dürülerek ve yuvarlanarak kaldırıldığı için kullanılması kolaydır. Halıların altında, duvar ve tavanda kullanılırken, rutubet geçirmemesi, havayı tutması, ucuz ve kolay bir dokuma şekli olması yüzünden asırlardır Türkler tarafından çok kullanılan bir yaygı türü olarak bilinmektedir.

AFYON’DA HASIRCILIK
Hasırcılık pekçok yörelerde yapılmış olsa da örnek açısından aşağıda Afyon yöremizde hasırcılık verilmiştir.
İlçemiz Yakasinek kasabası ve Taşköprü’de bazı yaşlı kişilerce hasır ve boyra örücülüğü yapılmaktadır.Hasır, daha çok Akşehir ve Eber Göllerinde yetişen “kındıra” adı verilen bir çeşit su bitkisinin işlenerek basit tezgâhlarda dokunması ile halı ve kilim altlarına serilerek kullanılır. Boyra (kamış hasırı), Akşehir ve Eber Göllerinde yetişen kamışın işlenmesinden sonra tezgâhında örülerek, ahşap evlerin tavan kısımlarının üzerine atılan talâş ve toprakların içeriye sızmasını önlemek için kullanıldığı gibi, çeşitli yerlerde dekorasyon ve kamufle malzemesi olarak da kullanılmaktadır. Ancak, gelişen teknolojik yenilikler, yukarıda anlattığımız hasır ve boyraya karşı olan ilginin azalmasına sebep olmuştur.

Kaynak: Türkçe wikipedia, Afyon Haber ve Rehber Ansiklopedisi

Keçecilik Mesleği ve Sanatı
Eski Meslekler: Keçecilik

Keçe, yün, kil ya da pamugun islak ortamda çignenip dövülerek liflerinin birbirine kaynasmasiyla elde edilen ve örtü, yaygi, çadir, giysi yapiminda kullanilan kaba kumastir. Keçe Orta Asya’dan beri Türkler tarafindan bilinmektedir. Osmanlilarda Konya, Diyarbakir, Afyon, Isparta, Usak, Urfa, Bursa keçe üretim merkezleri olarak tanindi. Ahilik örgütleri içinde yer alan esnaf loncalarinda keçecilik, önemli bir yer tutuyordu. Kalfa ve ustalar 6-7 yil süren hairlik dönemlerinde yün ditme, yün atma, ayakla yün tepme, kaliba yün hazirlama, hamamda keçe pisirme gibi yöntemleri ögreniyorlardi.

Türkçe sözlüklerde keçe kelimesinin çeşitli ifadelerle açıklandığı görülmektedir. Buna göre TDK Sözlüğünde “Keçe” şu şekilde tanımlanmaktadır:

Yapağı veya keçi kılının dokunmadan, yalnızca dövülmesiyle elde edilen kaba kumaş.
Bu kumaştan yapılmış olan: Keçe külah, keçe çadır.
Yere serilen halı, kilim gibi yünlü döşemelik” . Bu kelimeyi, keçe ile uğraşan yerel kaynaklar da benzer biçimlerde açıklamaktadırlar: “Keçe, yapağı veya keçi kılının dürülüp kuvvetlice basılması veya dövülmesi ile elde edilen, kepenek, çarık, külah ve döşeme örtüsü gibi şeylerin yapımında kullanılan dokunmamış kaba kumaştır”
Ansiklopedik tanımlarda ise bu maddenin teknik özellikleri açısından izahına çalışıldığı görülmektedir: “Hayvansal tekstil elyafı olan yün elyafının bükme ve dokuma işlemleri yapılmadan birbirine bağlayarak sağlam, bükülgen bir kumaş meydana getirme işlemi” . Bu kelimenin en bilimsel açıklamasını ise konu ile ilgilenen akademisyenler yapmaktadır: “Koyun, tavşan, deve, lama gibi hayvanların yünleri ile tiftik keçisinin kıllarının su, sabun ve ısı yardımıyla oluşturulan alkali bir ortamda liflerinin birbiri arasına girmesi ile elde edilen atgısız-çözgüsüz sıkıştırılmış tekstil örneğidir*”

Keçe kelimesine karşılık olarak başka dillerde kullanılan sözcüklere baktığımızda, Latince’de “Pileus”, Yunanca’da”Pilos”, Eski Slav dillerinde “Plusti”, Günümüz Rusça’sında “Voylok” , Polonya dilinde “Wojlok”, Tibetçe’de “Sbra”, Hintçe’de “Kambala”, Farsca’da “Namda”veya “Namad”, Anglo-Sakson kökenli dillerden İngilizce’de “Felt” (Ayrıca İngilizcede nakışlı keçe yaygılar için “Numdah” kelimesi kullanılmaktadır), Almanca’da “Filz”, Dan ve İsveçce’de “Filt” Flemenkçe’de “Vild”, İtalyanca ve Portekizce’de “Feltro”, Fransızca’da ise “Feutre” sözcüklerinin kullanıldığını görmekteyiz. Önemli keçe merkezlerinden olan Kafkasyadaki dillerden Çeçence’de “İsting “, Abhazca ve Adigecede “Vupşa”, Avarca’da “Burtina”, Osetce’de “Nımeat” ve Karaçayca’da “Kiyiz” sözcükleri kullanılmaktadır. “Keçe” sözünü Türkçe etimolojik olarak inceleyen araştırmacılar, bu kelimenin Batı Türkleri ile Oğuzlar arasında gelişmiş ve yayılmış olduğuna inanmaktadırlar. Türkçe’de “Keçe” sözüne ilk kez XI. Yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügati Türk adlı eserinde tesadüf edilmektedir. Kanaatimizce keçe kelimesi, “geçme-geçmek” (:kaynaşıp birleşmek anlamında) kelimeleri arasındaki bir ilişkiden dolayı “keçe” anlamında kullanılmaya başlamıştır. Türkçe’de, keçe kelimesinden çok eski zamanlara ait olan ve aynı anlama gelen başka bir sözcük daha bulunmaktadır. Bu “Kidhiz” kelimesidir.

Çeşitli kaynaklara göre “keçe” karşılığı kullanılan ve en eski aynı zamanda da en yaygın bir Türk Kültür deyişi olan bu kelime çeşitli Türk Topluluklarında bazı farklı şekillerde kullanılarak eski çağlardan günümüze kadar ulaşmıştır . Kaşgarlı Mahmut’un ünlü Divanında “Keçe” kelimesinin yanında aynı anlama gelen “Kidiz” kelimesi de geçmekte “Kidiz: Keçe, Türkmenlerin çadır örtüleri ve göç zamanı bürgüleri” anlamında kullandığı görülmektedir. Yine bu kelimenin keçe karşılığı kullanıldığına tesadüf ettiğimiz en eski kaynaklardan bir tanesi de Göktürk alfabesi ile yazılmış ve IX. yüzyıla ait “Irk-Bitiğ” adlı kitaptır .

Bu eserde yaygın bir Türk Kültür deyişi olan “Keçeyi suya salmak” sözünün en eski haline; “Kidizig subka sokmuş” deyişine tesadüf etmekteyiz .

Anadolu Türkçe’sinde pek kullanılmayan bu kelime bazı farklı şekillere bürünerek; Kırgız, Başkırt, Karaçay-Malkar dillerinde KİYİZ; Karaim Türkçesi’nde KİYİZ ve KİYIZ; Kazak dilinde KİYİZ ve KEYGİZ; Tatarcada KİGİZ ve KİYEZ; Çağatay, Özbek, Uygur ve Tarançi lehçelerinde KİGİZ ve KİZ; Tuva lehçesinde KİDİS; Altay (Oyrut) lehçesinde KİYİS; Hakas, Altay, Teleüt, Şor, Lebed ve Küerik lehçelerinde KİS (KİİS) şeklinde geçmektedir.