İnsanın Allaha Karşı Sorumlulukları Nelerdir - İnsanın Allaha Karşı Sorumlulukları

İnsanın Allaha Karşı Sorumlulukları Nelerdir.
Hamd, yalnız Allahü tealaya mahsustur. Yardımı ancak O'ndan isterim. O'na inanır, O'na dayanırım. Şüphesiz bilir ve bildiririm ki, Allahü tealadan başka ilah yoktur. O birdir. O'nun eşi ve ortağı yoktur.

İnsanın yaratılışı sorumluluk esası üzerine kuruludur. İnsan, alemde sorumluluk yüklenme bilincine sahip olan tek varlıktır.
İslam alimleri, mukaddes kitabımızdaki,

"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler, endişeye düştüler. Ama insan onu yüklendi" ayet-i kerimesinde söz konusu edilen emanetin, en genel anlamda "sorumluluk" olduğunu belirtirler.
Bu sorumluluğun en önemli boyutunun ne olduğunu yine Cenab-ı Mevlamız bildirmektedir. "Ben cinleri ve insanları sırf beni tanıyıp, yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım." Ancak insanın sorumluluğu, kendini bütün varlıklardan azade görerek yalnızca Rabbine boyun bükmekten ibaret değildir. Bilakis, insanın Rabbine karşı sorumluluğu, O'nun yarattıklarına karşı sorumluluğu da ihtiva eder. Hatta diyebiliriz ki, yeryüzünde tüm insanlara, hayvanlara, bütün varlıklara karşı işlenen cürümlerin temel sebebi, insanoğlunun yaratıcısına karşı sorumluluğunun idrakinde olmamasıdır.

Bunu bilmemiz gerekir. Bütün yerler, gökler ve içindekiler, Rabbimizin lutfu olarak insanoğlunun hizmetine, faydalanmasına verilmiştir. Onun ihtiyaçları için feda edilmiştir. İnsan her şeyi ile hazır bir aleme getirilmiş ve kendisine üstün kabiliyetler, geniş yetkiler bahşedilmiştir. Bütün bunların sonucunda dakendisinden iki büyük vazife beklenmektedir.

Bu vazifenin birincisi, kainattaki bunca rahmeti görüp, hikmeti anlayıp, sahibini tanımak, O'na teslim ve emirlerine tabi olmaktır.

ikincisi de, bu teslimiyetin bir sonucu ve akl-ı selimin gereği olarak, canlı cansız varlıklara edeple muamele etmek, yaratılış hedefine uygun kullanarak şükretmektir.

Yüce dinimiz İslam, işte bu iki sorumluluk alanı ile ilgili vazifeleri, edepleri, doğru anlayış ve doğru uygulamayı bütün insanlığa öğreten ilahi bir reçetedir.

Bu kapsamda, insanın diğer insanlara ve içinde yaşadığı topluma karşı vazifeleri dinimizde önemli bir yer tutar. İslam, sağlıklı ve huzurlu bir toplum yapısı için çok önemli emir ve tavsiyede bulunur.

Yüce dinimizin bize öğrettiği, emir ve tavsiye ettiği dayanışma ahlakının en önemli unsurlarından biri, infak yani Allah için harcamadır. İnfak, insanın kendisine ihsan edilen nimetleri irade ve sevgiyle Allah rızası için başkasına vermesidir. İnfakın her zerresi ilahi rahmeti çekmekte ve sahibini Allah teala'ya çevirmektedir.

Bütün hayırların temeli Cenab-ı Hakk'ın tevfik ve hidayetidir. Mevla bir kalbi açar ve muhabbetiyle doldurursa, o insan bütün güzelliklerin membaı olur. Şunu da belirtmek gerekir. Bir kişinin kalbi açılmadan eli açılmaz. Müminin kalbine yerleşen iman nurunun kalpten çıkaracağı ilk şey, şirkten sonra cimriliktir.

Rahman sıfatıyla bütün mahlukata rahmet eden, kendisini inkar edenlere dahi hayat ve nimet veren Allah'a inanan bir mümin, diğer mümin kardeşlerine karşı kalbi katı ve eli sıkı olmaz.

Yeryüzünde ilahi rahmetle emrine verilen hayvanların her birinden türlü şekilde istifade eden bir insan, onlardan gördüğü ikramın daha güzeliyle başkalarına bir fayda veremiyor ve en azından onlar kadar olamıyorsa, nasıl kibirlenip gururlanabilir?

Cenab-ı Hakk'ın bütün kainata rahman ve rezzak sıfatlarının tecellilerini görüp, O'nun güzelliğine hayran olmamak mümkün değildir. Binlerce varlık vasıta edilerek ulaştırılan bunca ikram ve iyliğe karşı nankörce davranmak, kendisine ihsan ve iyilik edildiği gibi, kendisi de ihsan ve iyilikte bulunmamak, müminin ahlakı olamaz.

Bir insan hem mümin hem cimri olamaz. Hep kendisini düşünüp komşusunu ve din kardeşlerini unutamaz. Mümin maddi olarak verecek hiçbir şeyi bulunmasa bile kalbinden iyilik hesabı, gönlünden hayır duası, dilinden samimi selamı ve yüzünden sıcak tebessümü eksik etmemelidir. İman ve irfan onu ihsana sevketmelidir.

Fahr-i Cihan efendimiz (s.a.) "Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bir kul kendisi için istediği hayırları din kardeşi için de istemedikçe, hakiki iman etmiş sayılmaz" buyuruyorlar.

Mümin haram mala ve hileli kazanca göz dikmeden edep ve iffetle elindekine kanaat etmesi halinde, kazancını haramda kullanmaması da bir cömertlik ve mertliktir. Kimseye bir şey vermeyecek kadar fakir olan müminin zulüm ve hile ile kimsenin malına el sürmemesi de böyledir.

Dinimizin bizleri sorumlu kıldığı ahlaka göre mümin, kardeşine kendi nefsi gibi sahip çıkmak onunla elindekini paylaşmak zorundadır. Zekat, sadaka, hibe, hediye gibi harcamalar, her müslümanın yapabileceği cömertlik çeşitlerindendir. Asıl cömertlik, bir müminin diğer mümin kardeşini kendi nefsi gibi görüp gözetmesi, kendisi için sevdiği hayırları onun için de istemesidir. İşte bu ahlak ileri derecede bir imanın meyvesidir.

İnsanlara karşı bu derecede bir sevgi ve sahiplenme ahlakı, bugünün maddeci anlayışı için hayal gibi gözükse de, gerçek İslam terbiyesi almış bir insan için bir hayat şeklidir. Bunun her dönemde örnekleri çoktur.

Ashab-ı kiram, kardeşini kendi gibi sevme ve nefsi gibi gözetme makamında idi. Medineli müslümanların Mekke'den gelen muhacir kardeşleri için yaptığı fedakarlık ve ikram, dünya tarihinde müslümanların dışında hiç bir toplumda görülmemiştir, görülmez de. Çünkü onların yaptıkları ancak kalbi tamamen kuşatan ilahi aşk ve tam bir ihlasla güç yetirilebilir. O ilahi aşk ve ihlas da, sadece Fahr-i Alem'in (s.a.v.) rehberi olduğu iman, takva ve edep mekteplerinde elde edilir.

Kibatımız Kur'an hayat rehberidir. Yaratana karşı kulluk sorumluluklarımızı öğrendiğimiz ilahi bir kaynaktır. Çocukların Allah'a karşı iyi bir kul olmasını, O'nun rızasına nail olmasını, bu sebeple erken yaşta Kur'an la muhatap olması gerekmektedir.

Peygamber efendimiz Bedir savaşından dönerken, "Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz." Ya Resulallah daha büyük ordu ile mi savaşacağız dediklerinde, hayır nefsimizle mücadele edeceğiz, müslüman anormal istekleriyle zararlı duygularıyla, ihtiraslarıyla mücadelesi cihadın en büyüğüdür.

Doğrusu Allah kullarına karşı çok latiftir, tatlıdır, güzel bir davranış içindedir.-, müsamahakardır. Yumuşaktır, hoşgörülüdür.

Kulların da birbirine karşı hoş görülü yumuşak, anlayışlı davranılmasını sever ve ister. Sözünde tatlı, işinde kolaylık gösterir. Davranışta yumuşak; kırıcı değil gönül alıcı olmalarını ister. Sertlikle alınmayacak şeyleri Allah kuluna yumuşaklıkla verir.