Açıklama

Bu sure Medine’de indirilmiştir. Bu surede Peygamber efendimiz ile onun değerli ashabına yardım geleceğine, dinlerinin zafer kazanacağına, insanların gönüllerinin bu dine ısınacağına dair müjdeler vardır. Sonra onlara Allah'ın sınırsız gücünü anmaları ve bağışlanma dilemeleri emredilmiştir.

1. Allah'ın yardımı ve zafer geldiğinde,

"Zafer"den kasıt, belli bir savaştaki zafer değildir. Aslında burada kesin bir zafer kastedilmiştir. Bu öyle bir zamandır ki İslâm'a karşı çıkacak hiçbir güç kalmamış ve İslâm Arabistan'da kesin bir zafer kazanmıştır.


2. ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,

Yani insanların birer ikişer İslam'a girdikleri dönem geçmiş, kabilelerin, hiç karşı koymadan topluca İslam'a girdikleri zaman gelmiştir. Bu durum Hicretin dokuzuncu yılınının başlarında gerçekleşmiştir. Onun için o seneye "elçiler senesi" denilmiştir. Arabistan'ın her köşesinden Araplar, peş peşe heyetler halinde Peygamberimizin huzuruna gelerek ona bağlılıklarını bildirdiler ve İslam'a girdiler. Hz. Peygamber’in Veda Haccı'na gittiği Hicrî 10'a kadar bütün Arabistan tek bayrak altında birleşmiş ve ülkede hiç bir müşrik kalmamıştı.

3. Rabbinin sınırsız şanını yücelt (tespih et), O'na hamt et ve O'ndan mağfiret dile: çünkü O, her zaman tövbeleri kabul edendir.

"Hamt"tan kasıt, Allah'ın yüceliğini anmak ve O’na şükretmektir. "Tespih"ten kasıt, Allah’ın bütün eksiklik ve kusurlardan uzak olduğunu dile getirmektir. Burada, "Rabbinin bu mucizesini gördükten sonra O'na hamt edip, O'nu tespih et" denmiştir. Hamt’ın anlamı, "bu büyük başarının, senin çalışman sonucu gerçekleştiği aklına bile gelmemelidir. Bu tamamen Allah'ın lütfu ile olmuştur. Bunun için Allah'a şükret, kalp ve lisan ile bunu itiraf et. Çünkü böyle büyük bir işi gerçekleştiren ve bu başarının yaratıcısı ancak Allah'tır, övgüye ancak O layıktır" şeklindedir.

Allah’tan bağışlanma dilemek, affedilmek için O’na dua etmek demektir. Bu, İslâm'ın insanlar arasında oluşturduğu terbiyedir. Bir kimse Allah'ın dini için ne kadar zorluğa katlanmış olursa olsun aklına hiçbir zaman Rabbinin hakkını ödediği düşüncesi gelmemelidir. Tersine, insan her zaman "ben aslında yapmam gereken kadarını bile yapamadım" şeklinde düşünmelidir. Allah'a, O'nun hakkını ödemede ne kadar eksikliği varsa affetmesi ve yaptıklarını kabul etmesi için dua etmelidir. Allah, Peygamberimize işte böyle bir terbiye vermiştir. O Peygamber ki, hiç kimse ondan daha fazla Allah yolunda çaba gösteremez. Allah'ın kulu üzerindeki hakkı o kadar büyüktür ki hiçbir insan onu ödeyemez. (Çeşitli kaynaklardan özetlenmiştir.


Bismillahirrahmanirrahim.

İzâcâe nasrullahi velfeth. Veraeytennâse yedhulûne fî dînillahi efvâcâ. Fesebbih bihamdi Rabbike vestağfirhu innehu kâne tevvâbâ.

ANLAMI

1. Allah'ın yardımı ve zafer geldiğinde,

2. ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,

3. Rabbinin sınırsız şanını yücelt, O'na hamt et ve O'ndan mağfiret dile: çünkü O, her zaman tövbeleri kabul edendir.