Peyami Safa'nın edebi kişiliği, Eserleri ve hayatı

1899 yılında İstanbul'da doğdu. İki yaşındayken babası şair İsmail Safa'nın ölümü üzeri*ne annesi tarafından yetiştirildi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdürme olanağı bulama*dı. Bir süre öğretmenlik (1914-1918) ve memurluk yaptı. Yetiştiği yıllar kendi kendine Fransızca öğrenmiş, küçük yaşlarında Karanlıklar Kralı (1913) adlı tek öykülük bir kitapçık çıkarmıştı. I. Dünya Savaşı'nın bitiminde ağabeyi ile birlikte kurduğu "Yirmin*ci Asır" gazetesinde yayımladığı öykülerle edebiyat çevrelerinin dikkatini çekti. Gazete*sini kapatmak zorunda kalınca "Vakit"te çalışmaya başladı. Ölümüne değin "Akşam", "Cumhuriyet", "Tan", "Tasvir", "Ulus", "Milliyet", "Tercüman", "Son Havadis" gazete*lerinde fıkra yazarlığı, başyazarlık yaptı. "Kültür Haftası" (1936,21 sayı), "Türk Düşün*cesi", (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkardı. "Her Ay", "Ayda Bir", "Hafta", "Yedi-gün", "Çınaraltı" dergilerinde yazdı. Nâzım Hikmetle birlikte "Resimli Ay" dergisinin sürekli yazan kalemleri arasında sosyalizme yandaş olarak tanınmışken, ikinci Dünya Savaşı yıllarında faşizmin savunuculuğunu yapan başlıca yazarlardan biri kimliğinde göründü (Ölümü, 15 Haziran 1961).
Edebi Kişiliği

40 yılı aşkın bir süre içinde fıkra, makale, araştırma, öykü ve roman türlerindeki verimli çalışmalarıyla, düşün ve sanat dünyamızın etkili kişiliklerinden biri olarak görü*nen Peyami Safa -Server Bedii takma adını kullanmadığı- 11 roman, 7 öykü kitabı ya*yımlamıştır. Romanları arasında, Sözde Kızlar, 9. Hariciye Koğuşu, Fatih-Harbiye sosyalizme eğilim duyduğu yılların; Bir Tereddüdün Romanı, Matmazel Noralya'nın Koltuğu, Yalnızız'ı idealist felsefeyi benimsediği yılların ürünleri arasında sa*yabiliriz. Genellikle üzerinde durulan yapıtları da bunlardır.

Mütareke yıllan İstanbul'unun işbirlikçi burjuva çevrelerinin kokuşmuş yaşamını yansıtan ilk romanı Sözde Kızlar'da yazarın kurgu, anlatım ve üslup yönlerinden belli bir başarı düzeyine ulaştığı görülür. Kimi bölümlerinde "serüven romanı" özellikleri ta*şımasına karşın savaşın yarattığı toplumsal bunalımların yansıtılması, kişilerin sergileni*şi, yan olayların doğallığı, beceriyle kurulmuş dialoglanyla bu dönemin başarılı yapıtla*rından sayılır.

9. Hariciye Koğuşu ise - ilk basımını adadığı- Nâzım Hikmet'in deyişiyle "bütün bir fakir çocuklar hastahanesinin romanı" olmak niteliği taşımaktadır. "Ruh tahlilleri bile dehşetli ve derin hakikat vesikalarının senfonisidir." Peyami Safa bu romanında es*ki anlamda fotoğraf gerçekçiliği yapmamış, tahlil ve terkiplerden mürekkep bir kompo*zisyon vücuda getiren diyalektik bir "realizm"e ulaşarak hastane ortamının 15 yaşında bir çocuk üzerinde yarattığı etkileri yansıtmıştır.

Fatih - Harbiye'de doğu-batı, alafrangalık özlemi', sınıf değiştirme sorunları işle*nir. Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul'un iki yakasının yaşama biçimindeki farklılığın yarattığı etkilere kapılan eski ailenin yeni bireylerinin serüvenlerini Neriman'ın yaşa*mında buluruz. Fatih-Harbiye üstyapı değişmelerini devrim, batı kopyacılığını uygar*laşma olarak kabul etme yanılgısının romanıdır.

"Otobiyografik bir nitelik gösterdiği" kabul edilen Bir Tereddüdün Romanı, Peyami Safa'nın idealist felsefeye eğilim duyduğu dönemin ilk yapıtıdır. İstanbul'un sanat çevrelerinde yaşayan her türlü amaçtan ve inançtan koparak içkide, kumarda, kokainde çıkar yol arayan bunalım içindeki "bohem"ler sergilenir. Matmazel Noralya'nın Kol*tuğu ise yazarın idealizme aşırı bağlanması sonucu ispiritizmaya düştüğü yılların ürünü*dür. Romanın kişilerinden Ferid'in felsefe öğrenimi yaparken kaldığı "pansiyon"da yal*nız adam kimliği içindeki dengesizliğe varan ruhsal sarsıntıları ve bunun sonuçları işlenir.

Birinci döneminde insanı toplumsal koşullar içinde yansıtmaya çalıştığı, bunu ya*parken, kendi kişiliğinin zayıf yönlerine genellik ye insansallık kazandırmak istediği söylenebilir. Bir konuşmasında şöyle ifade eder- bunu: "Romancı eserlerinde ne kadar objektif olursa olsun, bütün kahramanları gene kendisidir."

1937'lerden sonraki romanlarında olağandışı bir dünyanın çeşitli "kompleks"ler içinde bocalayan hastalıklı kişilerin çokluğuna gerekçe olarak da aşağıdaki düşünceleri ileri sürer:

- Romanın konusu insandır. Ben onun ruhunu olduğu kadar vücudunu da tanımak zorundayım. İnsan ruhu, buhran anlarında kendisini bize daha çok verdiği gibi insan vücudu da, hastalıklarında sırlarını bize sezdirir. Belki böyle düşündüğüm için romanlarımda ruh ve beden hastalarına sık sık rastlanır.

Bir Tereddüdün Romanı'nda Mualla kendisini tanıtırken, "Çocukluğumdan beri her an bir felâkete uğrayacak gibi, sebepsiz korkarım, hattâ altı yaşlarımdayken yatakta uyanık olduğum halde yorganım içinde büyük bir kudurmuş köpek var sanırdım ve hı*rıltılarını duyarak, titremeler içinde anneme sarılırdım" biçiminde konuşur (1. bas. s. 50). Kendisini "Bir Adamın Hayatı" muharriri olarak tanıtan romanın erkek kahramanı ise sağlık durumunu şöyle açıklar:

- Bak daima bu ilacı yanımda taşıyorum. Son aylarda en küçük şeylerin manası içimde ö kadar büyümeye başladı ki sık sık çarpıntılarım tutuyor, bazen yerimde duramayarak, kendimi bir yerlere atacak kadar fena haller geçiri*yorum. Bir defa kendimi Yeşilköy'den gelen bir trenden aşağı atacaktım. En yakın istasyona kadar zor sabrettim. Kaç defa, kaç defa yollarda, bilhassa tramvaylarda, vapurlarda, meclislerde, iş başında, evde, yatakta hiçbir sinir hastalığı ağrazına benzemeyen garip haller içinde kaldım.

Matmazel Noralya'nın Koltuğu'nun kişilerinden Fikret, iradesi hiçe inmiş, yalnız kaldığı zaman gözlerine hayaletler görünen bir hastadır. Bunlar genellikle amaçsız, inançsız, dengesiz kişiler olmalarına karşın, ruhun "resmi ilim vetirelerini altüst eden hakikatler"le bezendiğine inanacak kadar da iddialı görünürler.

Peyami Safa'nın romanlarında doğa, kent, sokak gibi geniş çevre betimlemeleri yok denecek kadar azdır. Kişileri genellikle yakın çevre sınırlan içine kapandıklarından daha çok eşya ile ilgilenirler. Bu ilgi de özneldir. Yazar bunun nedenini idealizmin başlıca ilkelerinden olan kuşkuculuk ve agnostisizme dayanarak tanımlamaya çalışır. Dış dünyanın kişilere göre değiştiğini savunmaya kalkışır.
Yazarlığının ilk evrelerinde konuşma dilinden ayrı bir üslup kurma özentisi içinde görünen Peyami Safa'nın değişik tümce yapıları kurmadaki becerisi kabul edilmiştir. 9. Hariciye Koğuşu üzerine yazan Cahit Sıtkı bu özelliğini, "Bu kitap bugünkü Türkçenin sanatkâr elinde ne harikalar verebileceğim ispata kâfidir. Bir hastalığın destanı olan bu kitapta bir mısra kadar güzel cümleler var..." diye belirtir. Hüseyin Cahit Yalçın, "Üslûpta ufacık bir laubalilik ve iptidailik yok. Sade, fakat yüksek.." diye yazar. Nedir ki ilk başarı yıllarında bu düşünceleri doğrulayan bir üslup ustası olarak kabul edilen Peyami Safa'nın -belki de her konuda çalışan bir yazı makinesi durumuna geldiği için- bu özelliğini de koruyamadığını söyleyebiliriz.

ESERLERİ:Roman: Sözde Kızlar (1925, 5. bas., 1971), Mahşer (1924), Ca*nan (1925, 1947), Şimşek (1928), 9. Hariciye Koğuşu (1931,.10. bas., 1971), Attila (1931), Fatih-Harbiye (1931, 1968), Bir Tereddüdün Romanı (1933, 1968), Biz İn*sanlar (1947, 1959), Matmazel Noralya'nın Koltuğu (1949, 1964), Yalnızız (1951, 1964, 1971). Öykü: Siyah Beyaz Hikâyeler (1923), İstanbul Hikâyeleri (1923), Ateşböcekleri (1925), Gençliğimiz (uzun öykü, 1922,1938), Aşk Oyunları (uzun öy*kü, 1924), Süngülerin Gölgesinde (uzun öykü, 1924). .